Çeviriye ve tarihine genel bakış

Çeviri nedir?

Dilbiliminde çeviri sözcüğü, bir dildeki bir metnin başka bir dile aktarılması işlemini ve bu süreç sonucunda elde edilen ürünü anlatmak amacıyla kullanan terimdir. Çeviri sözcüğünü anlamak aslında tarihine bakmakla daha münkün. İnsanlık tarihinde insanın ortaya çıkışı, taş, odun aletler kullanmasıyla başlamış bir olgudur denilebilir. İlk insanların, homo sapienslerin dönemiden doğada bulunan seslerin taklitinden başlayarak iletişim kurma çabaları bir çeviri örneği olarak gösterilebilir. Yani henüz diller ortada yokken bile çeviri ihtiyaçları kendini göstermiştir. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda insanların kendini ifade etmek için kullandığı yöntemler tarihin ve araştırmacıların etkisiyle bambaşka bir noktaya gelmiş ve günümüzdeki çeviri anlayışını doğurmuştur. İlk çeviri örnekleri sümerlere ait kil tabletlerde görülmüştür. Ve ortaya çıkma nedenlerinden biri de farklı dilleri konuşan toplulukların yaptıkleri resmi antlaşmaları iki ya da ikiden fazla dile çevirip kaydını tutma ve kullanma ihtiyaçlarıdır.

Çevirmen - Çeviri ilişkisi

Çeviri ve çevirmen ikilisinin ilişkisi yakın geçmişe dayanıyor. İlkel dönemlerden bu yana bir şekilde çeviri yapılması ve bu işi yapanın çevirmen olması olgusu, çevirmene henüz bir ad verilmediği durumunu değiştirmiyor. Tabi ki bu noktada önce çeviri ve çevirmen kategorilerini belirtmek daha doğru olacaktır. Bugünkü anlamıyla çeviriyi yazılı ve sözlü çeviri olarak ikiye ayırabiliriz. Yazılı çeviri dediğimiz; herhangi bir hukuki, edebi, tıbbi, teknik veya benzeri kaynak dildeki metinlerden, erek dile, metnin türüne göre farklılık göstermekle birlikte anlatılan olayı farklı metodlar, terminolojiler uygulayarak erek dile en iyi şekilde yansıtmaktır. Sözlü çeviri de özetle bir dildeki ifadeleri sözlü olarak diğer dile aktarma işidir. Çeviriyi iki gruba ayırmak aslında ister istemez bu işi yapan kişileri de iki gruba ayırmak anlamına geliyor. Günümüzde bu kavramları kullanıyoruz. Ama bu noktaya gelene kadar birçok farklı düşünür bu alandaki çalışmalarıyla çeviribilim'e katkıda bulunmuş, şu an kullandığımız terimleri türetmiştir. Tam da bu noktada çeviriye, çevirmene, çevribilim'e katkıda bulunan iki düşünürün birer makalesinin özetini incelemek anlamlı olacaktır. Bir tanesi çevirmen kavramını ilk defa iki gruba ayıran, düşüncesinin merkezinde din bulunan ve en önemli problemi, aklı olduğu kadar gönlü, yüreği de tatmin edecek bir gerçeklik anlayışına aramak olan Alman idealist düşünür Friedrich Schleiermacher, diğeri ise Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı Walter Benjamin.

Friedrich Schleiermacher - On The Different Methods Of Translation

friedrich schleiermacher

Schleiermacher çevirinin farklı metotları üzerine (on the different methods of translation) adlı makalesinde, çevirmenin çeviri sürecinde yorum bazlı çeviri yapmasından yana olduğunu, olması gerektiğini belirtmiştir.
Çeviriyi bir anlama ve yorum süzgecinden geçirerek erek dile aktarma işlemi olarak görmüştür. Ve bu işi yapan kişiyi yani çevirmeni metnin türüne bağlı olarak iki gruba ayırmıştır.
Birincisi isim olarak şu anda aynı şekilde kullandığımız ama anlam olarak şu ankiyle bağdaşmayan sözlü çevirmen. Bu çevirmenlerin daha çok ticari ve yasal metinler çevirdiğini , çevirmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü bu metinlerin çoğu zaman sözlü olarak ifade edildiğinde bir işe yaramayacağını dile getiriyor.
Ve ikinci olarak yazılı çevirmenlerin bilimsel ve sanatsal metileri çevirdiğini söylüyor. Schleiermache'e göre sanat ve bilim en iyi yazıyla ifade edilir. Sözlü olarak
bunları ifade etmek sadece faydasız olmayıp, aynı zamanda imkansız gibi görünmektedir. Bilimsel ve sanatsal metin çevirilerinde yaratıcılık kavramının önemini savunan schleirermacher, bu çevirilerde ya yazarın okura ya da okurun yazara götürülmesi gerektiğini söylüyor ve kendisi okuru yazara götürme yaklaşımına daha çok önem veriyor. Schleiermacher için asıl önemli olan kaynak metin ve metnin yazarının ne anlattığı, ne anlatmak istediği olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak Schleiermacher kaynak metne odaklı çeviri anlayışını benimsiyor.

Walter benjamin - The Translator's Task

walter benjamin

Walter benjamin çevirmenin görevi (the translator's task) adlı makalesinde çevirmenin yaptığı çeviri sadece iletilmesi gereken mesajı iletmez , yıllar botunca yazıya verdiğimiz değeri de tekrar gözler önüne serer. Çevirisi yapılan metinlerden çıka ürün benzersizdir. Diller birbirinden tamamen bağımsız değildir. Bir bağlamda çeviri yaparken kelimelerin yazılışı bile birbirine benzeyebilir. Yani aslından dillerde ortak kullanımlar, sözcükler vardır. Ve bu bir anlamda çevirmenin işini kolaylaştıemaktadır. Ama bu ortaklıklardan söz etmişken çeviri işlemi birebir kopya olacak şekilde kelimesi kelimesine çevirmen yorumu olmadan çevirilmemelidir.
Orjinal metne yani kaynak metne zarar vermeden , anlam değişmeden çeviri yapabilmek için çevirmenin görevi aslında salt dile ulaşmaktır. Benjamin'e göre bu salt dil , bütün dillerin ötesinde, çevirmen için bir amaç olması gereken bir kavramdır. Yani aslında somut olarak salt dil kavramı yoktur. İzinden gidilmesi gereken mükemmeliyetçilik anlayışının Benjamin yorumuyla kuram haline getirilmiş bir kavram olarak düşünülebilir.